Gündem

12 Eylül darbesinin mağdurları, “C5” denilen işkence merkezindeki korkunç günleri anlattı

12 Eylül 1980 darbesi üzerinden 45 yıl geçti ancak o karanlık dönemin mağdurları yaşadıkları işkenceleri, gördükleri zulmü ve ruhlarında bıraktığı derin yaraları hâlâ unutamıyor. Türkiye’nin siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen bu dönemde özellikle “C5” adı verilen özel işkencehanelerde yaşanan insanlık dışı uygulamalar, hafızalardan silinmedi.

Darbenin hemen ardından tutuklanarak Mamak Cezaevi’ne götürülen binlerce kişi, sistematik şekilde dayak, psikolojik baskı ve ağır işkencelere maruz bırakıldı. O dönemin tanıkları, sadece kendilerine değil, ailelerine de uygulanan zulmü bugün bile gözleri dolarak hatırlıyor.

“C5’te 8 gün işkence gördüm”
Mağdurlardan Cevdet Karabıyık, cezaevine gelmeden önce “C5” isimli özel işkence merkezinde sekiz gün boyunca ağır işkencelere maruz kaldığını anlattı. Karabıyık, “Duvarlarda Filistin askısı denilen işkence aletleri vardı. Elektrik verilen sistemler kullanılıyordu. Ellerime copla vuruyorlar, karların içinde saatlerce şınav çektiriyorlardı. O an, donmak üzere olan ellerimin acısına mı yoksa bacaklarıma inen cop darbelerine mi katlanayım, bilemiyordum” sözleriyle o günleri aktardı.

“Anneme işkence yaptılar”
Bir başka mağdur Hakverdi Satılmış ise 15-16 yaşlarında lise öğrencisiyken cezaeviyle tanıştığını ve darbe sonrası Mamak Cezaevi’nde 36 gün boyunca “C5” işkencehanesinde tutulduğunu anlattı. Satılmış, “Bize yapılan işkenceye katlanıyorduk ama annemizi, kız kardeşlerimizi, eşlerimizi işkence odalarına getirip bağırta bağırta eziyet etmeleri bizi paramparça ediyordu. Anneme işkence yapıldığını gördüm. İşte o an, acının en derinini yaşadım” dedi.

“Kur’an-ı Kerimler yırtıldı, ibadet yasaktı”
Satılmış, Mamak Cezaevi’nde dini ibadetlerin bile yasaklandığını, fazla bulunan Kur’an-ı Kerimlerin yırtıldığını ve mahkumların yemeklerine taş, hatta fare ölüsü konulduğunu söyledi. Satılmış, “16 gün boyunca hayvan kafeslerinde tutuldum. Namaz yasaktı, oruç yasaktı. Her gün yeni bir zulümle karşılaşıyorduk. Hâlâ biri sessizce yanıma yaklaştığında refleks olarak irkiliyorum” sözleriyle yaşadığı psikolojik etkilerin bugün bile sürdüğünü ifade etti.

“Her gün rutin bir dayak sefasıydı”
Nevzat Bor ise darbenin en ağır yüzünü Mamak Cezaevi’nde gördüklerini belirterek, “Dışarıda Diyarbakır Cezaevi’nin işkenceleri konuşuluyordu ama Mamak’ta da her gün rutin bir dayak vardı. Havalandırmaya çıkarken, dönerken, mahkemeye giderken, sayımlarda… Her an işkenceyle burun buruna yaşıyorduk. Bu, bir tür sistematik ceza yöntemiydi” dedi.

Bor ayrıca, darbe sonrası Mustafa Pehlivanoğlu ve İsa Armağan’ın firar girişimi nedeniyle koğuşlara daha fazla baskı yapıldığını belirterek, “İdamlık arkadaşlarımızın kaçışı askerlerin gururuna dokundu. O günden sonra bize uygulanan işkence ve baskılar daha da arttı. Mustafa’nın hiçbir suçu yoktu, yalnızca olay yerinde bulunduğu için idam edildi. Savcı Nurettin Soyer’in verdiği sözlere rağmen onu darağacına gönderdiler” ifadelerini kullandı.

“Ulucanlar Cezaevi bir hafıza mekânı”
Ulucanlar Cezaevi Müzesi sorumlusu Merve Bayıksel ise 12 Eylül’ün 45. yılında darbenin bıraktığı izlere dikkat çekerek, “Bugün bizler için üzerinden yıllar geçmiş olabilir ama o dönemi yaşayanların zihninde ve yüreğinde acılar hâlâ taptaze. 12 Eylül, insanlık dışı yüzünü en çok hapishaneler aracılığıyla gösterdi. Ulucanlar Cezaevi bugün müze olarak ayakta ve bu toplumsal hafızayı koruyor. Buradaki duvarlarda hâlâ işkence görenlerin çığlıkları yankılanıyor” dedi.

Altındağ Belediyesi tarafından restore edilen ve müzeye çevrilen Ulucanlar Cezaevi, darbe mağdurlarının yaşadığı zulmün unutulmaması için bir vicdan mekânı olarak varlığını sürdürüyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir