
Türkiye’nin 13 ilinde etkisini gösteren kahverengi kokarca böceği istilası, hem üreticiyi hem vatandaşları zor durumda bıraktı. Özellikle Sakarya’nın Ferizli ilçesine bağlı Bakırlı Mahallesi’nde halk, böceklerin evleri, bahçeleri ve tarım alanlarını sarmasıyla büyük bir panik yaşıyor.
“Torunlarım artık korkudan gelmiyor”
Mahalle sakinlerinden çiftçi Ahmet Gezer, istilanın yaşamı felç ettiğini belirterek duygusal bir açıklamada bulundu:
“Torunlarım böcek korkusundan yanımıza gelemiyor. Camı, kapıyı açamıyoruz. Evde girilmedik yer bırakmıyorlar. Koku dışarıdan bile hissediliyor. Torunlarım gelmek istediklerinde önce ‘Böcekler hâlâ var mı?’ diye soruyor. Biz artık torun hasreti çekiyoruz.”
Gezer, her yıl sayıları katlanarak artan böceklerin tarıma büyük zarar verdiğini vurguladı:
“Bir tanesi 400 yumurta bırakıyor. Birini öldürdüğümüzde aslında 400 tanesini yok etmiş oluyoruz. Herkes evini ve çatısını ilaçlamazsa bu böcekler tüm ürünleri, özellikle fındık, mısır ve üzümü yok edecek.”
Muhtardan çarpıcı çıkış: “Ya o yok olacak ya biz”
Bakırlı Mahallesi Muhtarı Ali Rıza Durmuş, son haftalarda istilanın dayanılmaz boyutlara ulaştığını belirtti:
“Domates, biber, mısır gibi bütün tarım ürünlerine dadandılar. Bu böcek ya yok olacak ya bizi yok edecek. Devletimiz ve belediyemiz destek veriyor ama sürekli yeni popülasyonlar geliyor. Vatandaşlarımız evlerini ilaçlasın, bu ancak toplu mücadeleyle durdurulabilir.”
Durmuş, ilaçlama imkânı olmayan vatandaşlara destek sözü de vererek, “İlaçları kendim alıp mahalle halkına dağıtacağım” dedi.
13 ilde alarm verildi
Tarım ve Orman Bakanlığı, kahverengi kokarca istilasının yayıldığı 13 ilde mücadele programı başlattı. İlk olarak 2017 yılında Artvin ve İstanbul’da tespit edilen bu böcek türü, 2023 ve 2024 yıllarında hızla çoğalarak Karadeniz’den Marmara’ya kadar yayıldı.
Uzmanlardan uyarı:
Ana vatanı Çin, Japonya ve Tayvan olan kahverengi kokarca böceği, fındık, mısır, üzüm, sebze ve meyve üretiminde %30 ila %70 arasında verim kaybına neden oluyor. Uzmanlar, sadece bireysel ilaçlamanın yeterli olmayacağını, koordineli bölgesel mücadelelerin zorunlu hale geldiğini vurguluyor.
